İstanbul'da yaşanan bir olay, şehrin gündemine oturdu. 17 yaşındaki bir çocuğun cinsel taciz iddiası, kısa sürede halk arasında büyük bir infiale yol açtı. Genç çocuğun durumu, başta sosyal medya olmak üzere birçok platformda tartışmalara neden oldu. Olayın gelişimi, linç girişimini ve polisin müdahalesini de beraberinde getirdi. Şimdi, bu tür olaylara bir çare bulmanın gerekliliği üzerinde yoğunlaşan bir toplum olarak, sorumluluklarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.
Olay, İstanbul’un kalabalık bir mahallesinde meydana geldi. Bir grup genç, Yasin isimli 17 yaşındaki çocuğu, kendilerine yakın bir kız arkadaşlarına cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla durdurdu. Gençler, bu durumu asla kabul edemeyeceklerini söyleyerek çocuğa yüklenmeye başladılar. İlk anda, orada bulunan diğer kişilerin de olaya dahil olmasıyla birlikte gerilim hızla tırmandı. Bu tür cinsel taciz iddialarının, gençlerin sosyal ve psikolojik sağlıkları üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurursak, bu tür tepkilerin neden bu kadar ani ve şiddetli olduğunu anlayabiliriz. Ancak, linç girişimi, adaletin sağlanmadığı bir ortamda mahkeme yerine halk yargısı oluşturmanın, ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor.
Linç girişiminde bulunduğu iddia edilen 17 yaşındaki çocuğun etrafında oluşan kalabalık, çok kısa sürede büyüyerek olayın kontrolden çıkmasına neden oldu. Cinsel taciz suçlamasıyla suçlanan genç, büyük bir dimağ tarafından kuşatılmışken, çevredeki vatandaşlar da durumu kaygı verici buluyorlardı. Polisi hemen arayan mahalle sakinleri, olayın büyümeden durdurulmasını talep etti. Olay yerine gelen polis ekipleri, kalabalığın dağılması ve genç çocuğun güvenliğini sağlamak amacıyla havaya ateş açmak zorunda kaldılar. Polis, 17 yaşındaki çocuğu kalabalığın elinden kurtarıp güvenli bir alana taşıdıktan sonra, olay yerinde yoğun güvenlik önlemleri aldı.
Polis, cinsel taciz iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı ve linç girişiminde bulunan gençler hakkında da gerekli işlemleri yapma kararı aldı. Olayla ilgili olarak yapmış olduğumuz araştırmalar, sosyal medyada hızla yayılan infialin, gençler arasındaki iletişimsizlikten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Gençler, kendilerine ait bir alan oluşturmanın peşindeyken, toplumsal normları ve adalet anlayışını sorgulamadan savundukları bir idea için hareket ettiklerini gösteriyorlar.
Bu tür olaylar, Türkiye’de hala devam eden cinsiyet eşitsizliğinin, toplumsal cinsiyet kimliklerinin ve ahlaki değerlerin sorgulanmasının bir yansımasıdır. Linç kültürü, özellikle sosyal medyanın etkisiyle daha da yaygınlaşmış durumda. Gençler gözünde adalet sağlamak adına, kendilerini görevli hissediyorlar; oysa ki bu, aslında toplumsal düzeni tehdit ediyor. Olayda yer alan kişilerin, yaşanan cinsel taciz karşısında şiddet yerine, olayı aileleriyle veya diğer otoritelerle paylaşmayı tercih etmelerini sağlamak, herkesin en önemli sorumluluklarından biridir.
Sümeyye T., olayı sosyal medyada duyup geldiğini belirten bir genç. “Hepimiz cinsel taciz konusunun ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ancak, ne olursa olsun, insan hayatını hiçe sayacak kadar ileri gitmemeliyiz. Bu olayda olduğu gibi, insanların adaletin yerine getirilmesini sağlamak için şiddete başvurmalarının yanlış olduğunu düşünmek gerekir” diyor. Olayın ardından yetkililerin, toplumumuza bu konularla ilgili daha fazla bilinçlendirme ve eğitim vermesi gerekmektedir. Zira cinsel tacizden kimseyi muaf tutamadığımız bir çağda, linç kültürüyle başa çıkmak mümkün olmayacaktır.
Sonuç olarak, 17 yaşındaki çocuğa cinsel taciz iddiaları etrafında meydana gelen ve polis müdahalesiyle sonlanan bu olay, toplumumuzun kanayan bir yarası olan cinsiyet eşitliği ve adalet anlayışının sorgulanmasına neden oldu. Linç girişimlerinin önüne geçmek ve cinsel taciz gibi ciddi bir suçun sonuçlarıyla yüzleşebilmek, sadece bir grup değil, herkesin ortak sorumlusudur. Toplumsal cinsiyet eşitliği konularında eğitim programları başlatmak ve gençleri cinsellik, haklar ve adalet konusunda bilinçlendirerek, bu tür olayların yaşanmasını en aza indirmek mümkün görünmektedir.